dimağımda kanter olmuş
bir vurgun
ve zihnimde,
beni oyun bahçemde karşılayan
barut kokusu.
adına mavi ismini kondurduğum
gri göğüm...
topuma vururken parçalanan ayağım
uçurtmamı biçen ve gölgemi bürüyen
ve ömrümü ..
ve çocukluğumu silen ..
ölüm uçağı..
ah!....
bayram meydanlarında
öpülemeyen eller ve babasızlığım..
babasızlar kentinin
ağlayan anneleriyle titreyen kubbesi ..
ah...
benim kentimin kubbesi eğri...
benim kentimin kubbesi kentimin geçirgen ..
benim kentimin kubbesi omuzlar üstünde ..
benim kentimin kubbesi fatihalık ..
benim kentimin kubbesi iyidir,
iyi bilirdim.

kentimi eller üstünde uçurdular
bir gece gizlice
bapkara bir bulutla taşındı sokağımdan
çocuksu yanlarım
ve tüm babamlı hatıralarım
vir oldu bittiye gitti herşey...

bir gece evimin duvarında
kirli el izleri ..
bir gece evimin ortasında
o karanlığın pencereye dönük noktasında ..
işte tam orda ..
soğuk taşlar üstünde ..
kelepçelenen ve boynu ezilen babam ..
çamurun bile aklayamayacağı postallar altında

işte böyle girdiler evini yıktılar
tarihin bastılar evini ..
Ali de Muhammed’in yerine geçmişti oysa
babamda filistinin yerine geçmişti ..

gökkube artık başımıza vurmuştu
babamın bilekleri yorulmuştu ..
babamın parmakları kırılmıştı ..
bir gece babam giderken
isli sokağın düşmüş bedenlerle ..
örtülü ayrımına
gökkubbe yıkılı verdi
gökkube dağılı verdi orta yerinden..

enkaz altından yükselen
bir çığlığım şimdi ben ..

Ürîdu ebi!! Ürîydu ebi !!

‘arun aleykûm !! ‘arun aleykûm!! ‘arun aleykûm!!
....